Ana Menü Yan Menü İçerik

A'DA Z'YE ÇOCUK HASTALIKLARI

Kabakulak

Kabakulak, bir çeşit virüsün sebep olduğu bulaşıcı bir çocukluk dönemi hastalığıdır. Bilinen çocukluk dönemi hastalıkları arasında en az bulaşıcı olandır.

Kabakulak hava veya temas yoluyla bulaşır. Fakat kızamık ve suçiçeği gibi hastalıklarla karşılaştırıldığında, kabakulağın bulaşması için çok daha yakın bir temas gerekir. Ocak-mayıs ayları arasında hastalığın görülme oranı daha yüksektir. Daha küçük çocuklarda da görülmesine karşın en çok 2 yaş üstü çocuklarda görülür. Kabakulak hastalığına yakalanması en muhtemel grup 2-12 yaş arası aşısız çocuklardır.

Kızamık, kızamıkçık ve kabakulağa karşı koruyan bir aşı vardır. Bebeklerde 15 ay civarında yapılan bu aşı, bu üç çocukluk çağı hastalığına karşı bağışıklık sağlar. Bir tek doz hayat boyunca koruyucu değildir ve tam bağışıklık için tekrar dozlarının da yaptırılması gerekir.

Kabakulak aşısının yaygın olarak kullanılmasından önce hastalık %90 oranla 14 yaş altı çocuklarda görülüyordu. Aşının yaygınlaşmasıyla kabakulağın görülmesinde ciddi bir azalma gözlendi.

Kabakulak kabaca, kulakların altında bulunan tükürük bezlerinde şişkinliğe yol açan bir enfeksiyondur. Genelde zararsız bir hastalık olmasına karşın, nadiren de olsa menenjit, beyin iltihabı, işitme kaybı gibi ciddi problemlere yol açabilir. Bununla birlikte, kabakulağa neden olan virüsü kapan kişilerden 1/3’ünde hiç bir belirti görülmez.

Nasıl baş gösterir?

Kabakulak başlangıçta ateş, iştah kaybı, baş ve kas ağrısı ve halsizlik olarak kendini gösterir. Kısa bir süre içerisinde çenede bir rahatsızlık hissi oluşur ve kulak altında yer alan tükürük bezlerinin şişmesiyle hastalık tam olarak kendini göstermiş olur.

Tükürük bezlerinin şişmesiyle yanaklarda tek taraflı veya çift taraflı olarak gözle görülür bir dolgunluk meydana gelir. Şişlikten dolayı kulak memelerinin hafifçe yukarı doğru kalktığı gözlemlenebilir. Her iki taraftaki tükürük bezinin şiştiği vakalarda, bir taraftaki şişkinlik diğerinden önce meydana gelebilir.

Tükürük bezlerindeki şişkinlik çocukta, çene hareketlerinde ağrı, yutkunmada güçlük, ağız kuruluğu ve dilde pas tadıyla birlikte ortaya çıkabilir. Bazı vakalarda başağrısı, karın ağrısı ve kusma da görülebilir. Hastalık, tükürük bezlerinin şişmesinden bir kaç gün sonra hafiflemeye başlar. Şişkinlik yavaş yavaş kaybolur ve hasta normale döner. Hastalığı daha ağır geçiren çocuklarda belirtiler bir haftaya kadar devam edebilir.

Kabakulak, şişliğin başlamasından bir kaç gün öncesinden 9 gün sonrasına kadar bulaşıcılığını korur. Bu süre zarfında çocuğun yuva, okul gibi başka çocuklarla yakın temasta olacağı yerlerden uzak tutulmasına ve sık sık el yıkamasına özen gösterilmesi gerekir. Kabakulak, ateşin ve tükürük bezlerindeki şişkinliğin görüldüğü sırada bol dinlenme gerektirir. Bunun dışında çoğu vakka başka bir tedavi gerektirmez. Kabakulağın ağır geçtiği durumlarda ateş, ağrı, kusma gibi belirtileri hafifletmeye yönelik tedavi uygulanabilir.

Anneler ne yapmalı?

Kabakulak olan çocuğunuz kendini halsiz ve iştahsız hissedebilir. Hastalık bazen kusmayla birlikte de görülür. Bu dönemde çocuğunuza yumuşak, sulu, kolay çiğnenen ve asitli olmayan gıdalar vermeniz daha uygundur. Kusmanın veya iştahsızlığın görüldüğü vakalarda küçük ve sık öğünler tercih edebilirsiniz.

Kabakulağın belirtilerinin çocuğunuzu fazlaca rahatsız ettiği durumlarda doktora başvurabilirsiniz. Bu gibi vakalarda doktorunuz, belirtilerin hafifletilmesine yönelik ağrı kesici veya ateş düşürücü türünden ilaçlar tavsiye edebilir.

Kabakulak olan çocuğunuzu, hastalığın bulaşıcı olduğu dönemde okuldan ve aşısız arkadaşlarından ya da bebeklerden, yani bağışıklık sistemleri yeterince gelişmemiş kişilerden uzak tutmalısınız. Sık sık ellerini yıkaması konusunda uyarmalısınız. Öksürürken ve ya hapşırırken ağzını kapatmasını söylemeniz, sıkça temas ettiği yüzeyleri temiz tutmanız ve bardak, çatal, bıçak gibi yemek araçlarını paylaşmamanız hastalığın yayılmasının önlemeniz bakımından önemlidir.

Kaynak

http://www.doktorumonline.net/mid/disorders/c/5/id/136/Kabakulak_Epidemik_Parotit_.htm

http://www.medikalsozluk.com/cocuk/cocuk.asp

http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/cckhstlklr/kabakulak.asp

Dr. Nilüfer Toprakçı

http://www.netdoctor.co.uk/diseases/facts/mumps.htm

Reviewed by Dr John Pillinger, GP

Dr John E T Pillinger MB ChC DRCOG, (Liverpool), principal partner in general practice in Christchurch, Dorset. He has a special interest in male health, urology, sexology and respiratory medicine. Based on a text by Dr Per Grinsted

http://www.cdc.gov/mumps/about/disease-overview.html

Kabızlık

Kabızlık çocuklarda sıklıkla görülen bir rahatsızlıktır ve genelde beslenmeyle alakalı olarak ortaya çıkar. Anne sütüyle beslenen bebeklerde nadiren görülür. Kabızlığın ana belirtisi kakanın kıvamındaki sertleşmedir. Bu durum, çocuğun tuvalete gitme sıklığında azalmaya da neden olabilir. Kabız olan çocuğun kakası sert ve kurudur ve bu çocuğun tuvaletini yaparken zorlanması veya canının acımasına sebep olabilir. Bu durum tuvalet sıklığı ve alışkanlıklarında değişime de neden olabilir.

Çocuklarda kaka yapma sıklığı, 2 yaş civarında ortalama günde 2, 4 yaş civarındaysa günde ortalama 1 seferdir. Günaşırı kakaya çıkmak çocuklar için anormal sayılmaz. Ancak eğer çocuk haftada 3 kereden az kakasını yapıyorsa ya da 3 gün üst üste kakasını yapmıyorsa, çocuğun kabız olduğu düşünülür.

Nasıl baş gösterir?

Sadece çocuğun tuvalete çıkma sıklığına bakılarak kabız olduğuna karar vermek doğru değildir. Çocuğun kabız olduğuna karar vermekte en önemli belirti kakanın sert ve kuru olmasıdır. Tuvalet sıklığındaki değişmeler, kabızlığın ikincil ve dolaylı göstergesi olarak düşünülmelidir.

Çocuklarda kabızlık, en çok beslenme alışkanlıklarından kaynaklanmaktadır. Anne sütünden katı gıdaya geçiş ya da bebeğin alıştığı bir mamadan başka bir mamaya geçmek, bebeklerde kabızlığa neden olabilmektedir. Çocuklardaki kabızın beslenmeyle ilgili sebepleri arasında, lif yönünden fakir gıdalar ve bağırsakta posa bırakmayan gıdalarla beslenme ve yeterince sıvı alınmaması yer alır. Ayrıca, çocuğun günde bir-iki bardaktan fazla inek sütü içmesi ve normalden fazla şekerli gıdalar tüketmesi de kabız olmasına neden olabilir.

Beslenmenin dışında bazı hastalıklar da kabıza neden olabilmektedir. Bazı bağırsak hastalıkları, vücuttaki triod bezlerinin az çalışması, gıda alerjileri, diyabet, kandaki mineral oranlarındaki değişimler ve kurşun zehirlenmesi çocuklarda kabızlığa neden olan hastalıklardır. Ayrıca bazı ilaçlar da kabızlık yapabilmektedir.

Kabızlığın psikolojik ve davranışsal sebepleri de vardır. Tuvalet eğitiminin, çocuk henüz bunun için hazır değilken verilmesi ya da tuvalete çıkmak konusunda çocuğun haddinden fazla zorlanması, tuvalet alışkanlığıyla ilgili çocukla alay edilmesi, ev dışındaki ortamlarda çocuğun hijyen veya mahremiyet gibi sebeplerle tuvalete gitmek istememesi, tuvaletle ilgili çocuğun yaşamış olduğu acı verici, korkutucu veya başka kötü deneyimler ve cinsel istismar gibi etmenler çocukların tuvaletlerini tutmalarına sebep olabilmektedir.
Çocuk kakasını tuttukça, bağırsaklarda biriken kaka sertleşir ve çıkarılması zorlaşır. Kabızlık ağırlaştıkça çocuğun makatında çatlaklar, yaralar ve ya kakayla birlikte kanama bile meydana gelebilir.

Bu gibi psikolojik ya da davranışsal bozukluklar, çocuğun kabızlığını kırılması zor bir kısır döngüye sokar. Çocuk, yukarıda belirtilen sebeplerle kakasını yapmak istemez, kakasını yapmadıkça kabızlığı artar ve devam eder, kabızlığı devam ettikçe psikolojik ve davranışsal sorunlar devam eder ve durum böyle sürüp gider.

Anneler Ne Yapmalı?

Kabızlık genelde, doktor müdahalesi ya da ilaç gerektirmeyen bir rahatsızlıktır. İlk adım olarak çocuğun beslenmesinde değişiklikler yapılabilir. Kabızlık çeken çocuklar lif açısından zengin, bol sebze ve meyve içeren ve posalı gıdalarla beslenmelidir. Bol su tüketmek de kabızlığı hafifletecektir. Sebze çorbaları hem sıvı hem de bol lifli olduğundan kabızlığa iyi gelir.

Beyaz unlu yiyecekler, muz, pilav, patates, inek sütü ve süt ürünleri, pişmiş havuç, şeker ve tatlılar kabızlığa neden olan yiyeceklerdir. Kabızlık problemi yaşayan çocukların bu yiyeceklerden kaçınması gerekir.

Beslenme dışında sıcak banyo suyuna karbonat (kabartma tozu) ekleyerek çocuğunuzun 5-15 dakika arasında bu suda oturtulması, kabızlık çeken çocuğunuzu rahatlatacaktır. Anüse sıcak nemli bezle masaj yapmanız bağırsakları harekete geçirebilir. Yine, ucuna vazelin sürülmüş kulak pamuğunu anüse hafifçe sokup çıkarmanız da bağırsakları harekete geçirebilir ve çocuğunuzun kakasını yapmasını sağlayabilir. Unutmamak gerekir ki çocuğunuz kakasını tuttukça durum kötüleşecektir.

Çocuğunuzun kabızlığının psikolojik veya davranışsal sorunlardan kaynaklandığı düşünülüyorsa, bu konuda da yapılabilinecek şeyler var. Öncelikle herhangi bir nedenle kakasını tutma alışkanlığı geliştirmiş bir çocuğun bu alışkanlığı kırılmalı ya da yaşı gelmiş olmasına rağmen çocuk henüz düzenli bir tuvalet alışkanlığı geliştirmemişse bu konuda çocuğa yardımcı olunmalıdır.

Bağırsaklar özellikle yemeklerden sonra fazlaca çalışır ve tuvalete gitmek için en uygun zaman bu zamandır. Kakasını tutan ya da düzenli kakaya çıkma alışkanlığı olmayan çocuklar, günde 1-2 sefer, yemeklerden sonra, tuvalet ihtiyacı hissetmeseler bile, 10-15 dakika boyunca tuvalete oturtulmalıdır. Böylelikle, çocukların kakalarını tutma eğilimi konusunda bağırsakların yoğun olarak çalıştığı bu zaman diliminden faydalanılmış olur. Bu yolla henüz düzenli bir alışkanlık kazanmamış olan çocuklara da tuvalete gitme alışkanlığı kazandırılmış olunur. Kabızlık çeken çocuklar, ayakları yere değdiğinde kakalarını yapmak konusunda daha istekli olacaklardır. Dolayısıyla tuvalete oturduğunda ayaklarının altına alçak bir tabure koyularak çocuk rahatlatılabilir.

Eğer çocuk kötü bir deneyim nedeniyle tuvalete gitmekten korkuyor veya çekiniyorsa, pozitif pekiştirmeyle çocuğun bu korkusu ya da çekincesi kırılmalı. Tuvalet eğitimi sırasında ya da kabızlık veya başka bir sebeple tuvalete gitmek istemeyen çocuğa karşı asla zorlayıcı, güç kullanıcı, şevk kırıcı ya da aşağılayıcı bir tavır takınılmamalıdır. Bu, durumu kötüleştirmekten başka hiç bir işe yaramayacaktır. Aksine, tuvalete gitmeyi teşvik eden veya eğlenceli kılan yöntemler bulunmalıdır. Ödüllendirme, tuvalette eğlendirici aktiviteler veya çocukla birlikte günlük tuvalet takvimi tutulması gibi yöntemler çocuğu olumlu yönde teşvik edecektir.

Eğer kabızlık konusunda evde uygulanabilicek bu yöntemlerin işe yaramadığı görülürse doktora başvurmak gerekebilir. Doktorunuz size kabızlık giderici laksatif ilaçlar tavsiye edebilir. Kabızlığın herhangi bir testi olmadığından, doktorunuz sizin gözlemlerinize ihtiyaç duyacaktır. Bu nedenle, doktorunuz size kabızlığın ne kadar süredir devam ettiği, tuvalete çıkma sıklığı, kaka yapma sırasında acı veya kakada kan olup olmadığı, çocuğun karın ağrısından şikâyet edip etmediği, iştahta azalma veya kilo kaybı olup olmadığı, çocuğun ev dışında tuvaleti kullanıp kullanmadığı gibi sorular yöneltecektir. Dolayısıyla, kabızlığın yaşandığı dönemde çocuğunuzu yakından gözlemlemeniz önemli olacaktır.

Kaynak

http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/cckhstlklr/kabizlik.asp
Dr. Nilüfer Toprakçı

http://www.keepkidshealthy.com/welcome/treatmentguides/constipation.html
Vincent Iannelli, MD

http://www.emedicinehealth.com/constipation_in_children/article_em.htm
Author: Robert J. Ferry, Jr., MD
Editor: Bhupinder Anand, MD and Melissa Conrad Stöppler, MD
REFERENCE: Medscape Reference. Pediatric Constipation.
Robert Ferry Jr., MD, is a U.S. board-certified Pediatric Endocrinologist. After taking his baccalaureate degree from Yale College, receiving his doctoral degree and residency training in pediatrics at the University of Texas Health Science Center at San Antonio (UTHSCSA), he completed fellowship training in pediatric endocrinology at The Children's Hospital of Philadelphia. He previously served full-time on the medical school faculty for The University of California at Los Angeles and UTHSCSA.
Since May 2008, he has worked full-time as chief of pediatric endocrinology in the College of Medicine at The University of Tennessee Health Science Center and as medical director for endocrine services at Le Bonheur Children's Medical Center and St. Jude Children's Research Hospital in Memphis. Bob's research focuses on diabetes and cancer and has been funded by the National Institutes of Health (NIH) and other major sponsors. An active member of The Endocrine Society and other professional organizations, Dr. Ferry is a dynamic speaker who has presented at the invitation of the NIH, U.S. Department of Defense, State of Texas, Iraqi Ministry of Health, and countless community groups. A veteran of Operation Iraqi Freedom-III, Bob holds a reserve commission as a physician in the Army National Guard. In his spare time, he writes, sings, and works on model trains.

Kalp Hastalıkları

Çocuklarda görülen kalp rahatsızlıklarının çoğu, doğuştan gelen kalpteki şekil bozuklukları nedeniyle meydana gelir. Doğuştan gelen kalp hastalıklarından en sık görüleni, halk arasında “kalbin delik olması” olarak tanımlanan, kalpteki fizyolojik bir bozukluktan kaynaklanan hastalıktır. Bunun dışında, akciğere giden damarlarda darlık ya da tıkanıklık ve damarların tersten çıkması, sık görülen diğer doğumsal kalp hastalıkları arasındadır. Ülkemizde, ortalama olarak her 125 doğumdan birinde bebekte doğuştan kalp rahatsızlığı görülür. Yani, bir bebeğin doğuştan kalp bozukluğuyla dünyaya gelme olasılığı % 0,8 kadardır.

Doğumsal kalp hastalıklarının nedeni tam anlamıyla bilinmemekle birlikte, hamileliğin başlarında, hatta çoğunlukla henüz gebe kalındığının bilinmediği dönemde meydana geldikleri düşünülür. Annenin hamileliğinde geçirdiği bir takım virütük hastalıklar (kızamık, kızamıkçık, kabakulak gibi) bebekte kalp deformasyonuna yol açabilir. Ayrıca, hamileliğin özellikle ilk 3 ayında sara hastalığı, psikolojik hastalıklar için kullanılan bazı ilaçlar; hamilelikte alkol alınması, röntgen ışınları veya radyasyona maruz kalınması, annenin şeker hastası olması da bebekte kalp hastalıklarına yol açabilir.

Son olarak, doğumsal kalp hastalıklar kalıtımsal (genetik) da olabilir. Bebekte kromozom bozukluklarından dolayı meydana gelen hastalıklar da doğumsal kalp hastalığı riskini arttırır. Örneğin, down sendromlu doğan bebeklerde doğumsal kalp hastalığı görülme olasılığı % 50’dir.

Çocuklarda sonradan gelişen kalp rahatsızlıklarının en fazla görülen cinsi ise “streptokok” mikrobunun neden olduğu, akut eklem romatizmasından kaynaklanan kalp romatizmasıdır. Bunun dışında nadir olsa da, çocuklarda görülen diğer sonradan gelişen kalp hastalıkları arasında “kardiyomiyopati” (kalp kası hastalığı), “miyokardit” (kalp adalesi iltihabı) ve “perikardit” (kalbi çevreleyen zarın iltihaplanması) sayılabilir.

Bazı durumlarda kalp rahatsızlığının nedenine ve çeşidine göre, bebekler doğar doğmaz hastalık belirtileri gösterir. Bazı durumlarda ise hastalık kendini ancak ileri yaşlarda belli eder.

Nasıl baş gösterir?

Doğumsal kalp hastalıkları bazı bebeklerde, doğumdan kısa bir süre sonra tansiyon düşüklüğü ve kan dolaşımı bozuklukları olarak kendini gösterir. Dudaklar, burun, dil ve tırnaklarda morarma da kalp hastalığı belirtisi olabilir. Bazı bebeklerde ise sık nefes alıp verme, solunum zorluğu, kalbin fazla hızlı çarpması, iyi beslenememe, kilo alamama ya da kilo kaybı ve aşırı terleme belirtileri görülebilir.

Bebekler için normal beslenme süresi yaklaşık 20 dakikadır. Doğumsal kalp rahatsızlığı olan bebekler, emzirme sırasında çabuk yorulduklarından beslenmeleri daha uzun sürer ve dolayısıyla iyi beslenememiş olurlar, kilo alamazlar ya da kilo kaybı yaşarlar. Devam eden aylarda kalp hastalığı olan bebekte tekrarlanan solunum yolu enfeksiyonu ve bayılma görülebilir. Doğumsal kalp hastalıkları aynı zamanda bebeğin kalbinde ritim bozukluğu yaratabilir.

Çok ciddi olmayan doğumsal kalp hastalıkları, çoğunlukla rutin muayenede keşfedilir. Bu hastalıklar çoğunlukla “üfürüm” denilen, kalp atışları arasında duyulan bir sestir. Üfürümün görüldüğü bebeklerin yarısında bu ses kalpte bir bozukluğa işaret etmez.

Çocuklarda sonradan ortaya çıkan kalp hastalıklarının başında “kalp romatizması” gelir. Kalp romatizması aslında “streptokok” cinsi bir mikrobun neden olduğu akut eklem romatizması sonucu meydana gelir. Akut eklem romatizması, boğazda iltihap şeklinde başlar ve daha sonra eklemlere yayılır. Bazı durumlarda enfeksiyon kalp kasına veya kalp içine ulaşarak iltihaba neden olur. Akut eklem romatizması geçiren çocuk doğru tedaviyle herhangi bir kalp problemi yaşamadan hastalığı atlatabilir.

Bebeklerde ve çocuklarda görülen kalp hastalıkları ilaçlarla ve cerrahi müdahaleyle tedavi edilebilir. Son yıllarda kardiyoloji alanında sağlanan gelişmelerle cerrahi müdahaleye olan ihtiyaç oldukça azaldı. Girişimsel kardiyoloji olarak adlandırılan yöntemler sayesinde, cerrahi uygulamaların beraberinde getirdiği risklerden korunmak, hastanın iyileşme ve gözlem altında tutulma süresinin azalması ve ameliyat izi olmaması gibi avantajlar söz konusu. Örneğin günümüzde kasıktan vücuda sokulan ve “kateter” adı verilen ufak bir boru sayesinde bazı kalp hastalıkları ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebiliyor. Kalp hastalıklarında doğru tedavinin geç kalınmadan uygulandığı durumlarda, çoğu bebek ya da çocuk ileriki hayatında aktif ve üretken bir hayat sürdürebiliyor.

Anneler ne yapmalı?

Kalp, hafife alınmaması gereken hastalıklardan biri… Bazı vakalarda hastalık, çocuğun ergenlik yaşlarına kadar hiç bir belirti göstermeden sinsice ilerler. Kalp ameliyatlarının bazıları için zaman sınırlaması söz konusu olabilir. Dolayısıyla, en doğru ve etkin tedavi için kalp hastalıklarının erken teşhisi çok önemli.

Diğer tüm bebeklik ya da çocukluk çağı hastalıklarında olduğu gibi kalp hastalıkları için de çocuğun bebeklik döneminden beri düzenli olarak doktorunu ziyaret etmesi gerekir. Ailede doğumsal kalp hastalığı olduğunu biliyorsanız doktorunuzu bu durumla ilgili olarak mutlaka bilgilendirin. Baba ve anne arasında bir akrabalık ilişkisi varsa, ailenin daha önce doğan çocuğunda doğumsal kalp hastalığı olduğu biliniyorsa, ebeveynlerin ve doktorların daha dikkatli olmaları gerekir. Bu durumlardan herhangi birinin geçerli olması halinde, kalp hastalıklarına karşı bebekler gözlemlenmelidir.

Çocukların erken yaşlardan itibaren aktif bir yaşam sürmesi önemlidir ve aileler de çocuklarını spora yönlendirmek için çaba harcarlar. Ancak eğer çocuğunuzun spor yaparken sıkıntı çektiğini gözlemlerseniz ya da çocuğunuzda kalp hastalığına yol açan risk faktörlerinden bir veya birden fazlası mevcutsa, herhangi bir spora yönlendirmeden önce doktorunuza danışmalısınız. Doktorunuz gerekli görürse, EKG veya kalp ultrasonu çekecek ve çocuğunuzun hangi sporu yapabileceği konusunda size tavsiyelerde bulunacaktır.

Kaynak

http://www.florence.com.tr/saglik-rehberi/cocuklarda-kalp-hastaliklari.html
http://www.ikcv.org/cocukkalp.htm
http://www.kalpsagligi.org/teshis.htm
http://www.siyamiersek.gov.tr/pkardiyoloji.html
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/383686.asp
Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Sağlığı Bölümü’nden Pediatrik Kalp Cerrahisi Uzmanı Doç.Dr.Ahmet Şükrü Mercan, çocuklarda doğuştan kalp hastalığıyla ilgili soruları yanıtladı.
http://www.memorial.com.tr/rehberler/saglik_rehberi/cocuklarda-kalp-sagligi/
Memorial Ataşehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Azmi Özler, çocuklarda ortaya çıkabilen kalp hastalıkları ve alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.

Karın Ağrısı

Karın ağrısı genelde masum bir rahatsızlıktır. Fakat başka belirtilerle birlikte ortaya çıktığı durumlarda daha ciddi hastalıkların habercisi olabilir. Aynı zamanda karın ağrısı, tıp dilinde “akut” olarak bilinen ani başlangıçlı ya da kronik, yani uzun süreli, aralıklarla kendini tekrarlayan şekillerde görülebilir.

Nasıl baş gösterir?

Çocuklarda görülen karın ağrısının bir kaç nedeni olabilir. Bunlardan en sık görüleni, bazı bakteri veya virüslerin yol açtığı mide, bağırsak ya da idrar yolu enfeksiyonlarıdır. Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi bu nedenle ortaya çıkan karın ağrısı; ateş, ishal veya kusmayla birlikte görülür.

İdrar yollarındaki enfeksiyon karın ağrısı ve ateşle birlikte idrar yaparken acı veya yanma ya da sık idrara çıkma belirtileri de gösterir.

Çocuklardaki karın ağrısının diğer yaygın sebepleri gaz sancısı ve kabızdır. Bağırsaklarda biriken gaz ya da kabızlık yapan cins kaka doğal yollarla vücuttan çıkar, fakat bazı durumlarda çıkana kadar karın ağrısı yapabilir. Bu cins karın ağrısında ateş veya kusma gibi başka belirtiler görülmez. Genç kızlarda adet veya jinekolojik problemler, kendini karın ağrısı olarak gösterebilir.

Bu zararsız nedenlerin yanı sıra, çocuklardaki karın ağrısı daha ciddi hastalıkların habercisi de olabilir. Apandisit, gıda zehirlenmesi, bağırsak tıkanıklığı, hepatit gibi rahatsızlıklarda karın ağrısı görülmesi muhtemeldir. Bu gibi hastalıklarda görülen karın ağrısına kusma, ateş, bulantı, ishal, kabızlık gibi başka belirtiler eşlik edebilir.

Anneler ne yapmalı?

Karın ağrısı çeken çocuğunuz, rahat bulduğu bir pozisyonda yatıp dinlenmek isteyecektir. Nedenini anlamadığınız durumlarda, karın ağrısı çeken çocuğunuzun numara yaptığı düşünebilirsiniz. Bu gibi durumlarla çocuğun gerçekten ağrı veya acı hissettiği, fakat ebeveynlerin deneyim ve bilgisinin yetersizliği nedeniyle ağrının sebebini anlayamıyor olabileceği ihtimalini unutmayın. Nedenini bilemeseniz bile ağrı çeken çocuğu rol yapmakla veya ilgi çekmeye çalışmakla suçlamaktan kaçının.

Karın ağrısı çeken çocuk, özellikle ağrının şiddetlendiği anlarda, yemek yemek istemeyebilir. Bazı vakalarda çocuğun kusması da olasıdır. Yine de ebeveynler ağrı çeken çocuğa zorla yemek yedirmeye çalışmamalıdır. İştahsızlık görüldüğünde çocuğa küçük, sık öğünler şeklinde ve daha çok sıvı gıdalar verilmelidir.

Ağrı endişe verici derecede şiddetliyse veya uzun sürüyorsa doktora gitmek gerekebilir. Karın ağrısının birçok farklı sebebi olabileceği için doktora başvurmadan çocuğa ilaç verilmesi doğru değildir. Yine aynı sebepten ötürü, doktorun teşhis koymasına yardımcı olmak için ağrının seyrini takip etmek, beraberinde görülen belirtileri ve sıklıklarını takip etmek önemlidir. Çoğu durumda doktorunuz sizin verdiğiniz bilgiler ve fiziksel muayeneyle ağrının sebebini bulacaktır. Bazı durumlarda ise karın filmi, ultrason, gaita, idrar veya kan testi sonuçlarını inceledikten sonra teşhis koyulabilir.

Kaynak

http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/cckhstlklr/karinagrisi.asp

Dr. Nilüfer Toprakçı

Katılma Nöbeti

Katılma nöbetleri genel olarak 2 yaş civarında görülür. Bunlar göründüğü ölçüde korkunç olmayan nöbetlerdir. Görülme sıklığı ortalama olarak % 5’tir. 6 aydan önce ve 5 yaştan sonra karşılaşılmaz.

Çocukta nöbeti tetikleyen faktörlerden biri, çocuğun istediği bir şeyi elde edememesi sonucu yaşadığı hayal kırıklığı, kızgınlıktır. Nöbet geçirmeden önce bu şekilde çocuğu mutsuz eden bir olay yaşanır. Çocuk ağlama sırasında nefesini tutup morarıp katılma nöbetine girer. Nöbetlerde bazen rengi bembeyaz olabilir. Bilinci 30-60 saniye içinde kendine gelir.

Nöbetlerin sıklığı değişkendir. Birkaç ayda bir de görülebilir, günde birkaç kez de... En çok görülen türü morarma gözlenerek gerçekleşir. Diğer türü ise yaşadığı çarpma, düşme gibi acı hissettiği bir durum karşısında tüm vücudunda gevşeme ve bilinç kaybı oluşması şeklinde gerçekleşir. Bunun nedeni acı sağlayan uyarı ile uyarılan sinir yanıtının kalp hızında azalmaya sebep olmasıdır. Bu nöbet 1 dakikadan fazla sürmez, çocuğun bitkin bir halde uyanmasıyla sonlanır. Nöbetler sonucu genellikle sinir sistemleri etkilenmez.

Nasıl baş gösterir?

Nöbet, şiddetli bir şekilde ağlayan bebeğin nefesini tutup, morararak bilincini kaybetmesi şeklinde gerçekleşir. 1-2 dakika sonra nöbet etkisini kaybeder.

Katılma nöbeti aslında bir nefes alamama sorunudur. Bebeklerin çok yoğun ağlamakta oldukları sırada hızlı soludukları için kanlarındaki karbondioksit oranı aşırı şekilde düşer. Bu durumun havale ile karıştırılmaması gerekir. Zira havale geçiren çocukta şiddetli bir şekilde ağlama görülmez, ayrıca havalede morarma durumu nöbetten sonra gerçekleşir.

Anneler ne yapmalı?

Katılma nöbeti ilk kez yaşandığında, çocuğun doktor tarafından teşhis edilmesi gerekir. Durumun görülme sıklığını artıran faktörlerden biri olan demir eksikliğinin fark edilmesi için tam kan sayımı gerekecektir. Nöbet sırasında bebeklere fazla ilgi göstermek, nöbeti tekrar yaşamasına zemin hazırlar. Bu yüzden, bebeğinizi zarar görmeyeceği bir şekilde konumlandırıp, kendi haline bırakmanız gerekir.

Kaynak

http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/cckhstlklr/katilma.asp
Dr. Nilüfer Toprakçı

http://www.pediatriportali.com/QDetay.asp?QID=826
Uzm.Dr. Mehtap KILIÇ 

http://www.ansiklopediatri.com/goster.asp?dil=tr&terim=520
Dr. ERHAN ATEŞ

Kızamık

Kızamık daha çok 3-10 yaş arası çocuklarda görülen kaşıntılı döküntülü ve bir hayli bulaşıcı virütik bir hastalıktır. İnsandan insana hava yolu ve temasla bulaşan kızamık, bir kez geçirildikten sonra hastalığa karşı bağışıklık kazanılır. Gelişmiş ülkelerde kızamığın en yaygın görüldüğü grup okul çağındaki çocuklardır.

Gelişmekte olan ülkelerde ise kızamığa yakalanma yaşı 6-24 ay arası gibi çok daha erken bir dönemdir.

Kızamığın erken yaşta görülmesi ve kötü beslenme hastalık nedeniyle oluşabilecek sorunların görülmesini arttırır. Kızamıktan aşı yoluyla korunmak mümkündür.

Ülkemizde, Dünya Sağlık Örgütü’nün Avrupa bölgesinde kızamığın tamamen ortadan kaldırılması hedefiyle pararlel olarak 2003’ten bu yana bir aşı programı yürütülmektedir. Özellikle 2003-2005 yılları arasında yürütülmüş ‘Kızamık Aşı Günleri’ kampanyasından başarılı sonuçlar elde edilmiş ve ülkemizdeki kızamık vakalarında ciddi bir azalma görülmüştür.

Nasıl baş gösterir?

Kızamık başlarda basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibi görünür. Çocuğun ateşi çıkar, halsizlik ve iştahsızlık başlar, gözleri sulanır ve kızarır, öksürük, hapşırma ve burun akıntısı görülür. Bu belirtilere ek olarak baş ağrısı da görülebilir. Bu başlangıç evresinden 3-4 gün sonra vücutta kızarık lekeler baş gösterir.

Kızamığın en ayırt edici özelliği döküntülü kırmızı ufak lekelerdir. Bu lekeler önce yüz ve ensede görülür. Birkaç gün içinde vücudun diğer bölgelerine de yayılan lekeler 3-4 gün kadar devam eder. Kızamık hastalığının neden olduğu bu lekeler genelde kaşıntılı değildir, fakat döküntü görülmesi olasıdır. Lekelerin görülmeye başladığı dönemde dudaklarda kuruluk ve dilde paslanma meydana gelmesi muhtemeldir. Kızamık çocuklarda 7-10 gün kadar sürer. Bu süreden sonra ateş düşmeye, lekeler kaybolmaya başlar ve hastalık belirtileri kaybolur.

Kızamık virütik bir hastalık olduğundan kaynağını ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavisi yoktur. Fakat belirtilerini hafifletmek için uygulanabilecek tedaviler mevcuttur. Doktorunuz çocuğunuzu rahatlatmak için ateş düşürücü ve vitamin takviyesi tavsiye edebilir. Tabii ki kızamıkla ilgili yapılabilecek en iyi şey, çocuğun bu hastalığa en başta yakalanmasını engellemektir. Bu da, iki dozdan oluşan, ilki bebeklikte yapılan basit bir aşıyla mümkündür.

Anneler ne yapmalı?

Kızamık oldukça bulaşıcı bir hastalık olduğundan, kızamık olan çocuğun okuldan uzak tutulması gerekir. Kızamığın, döküntülü lekelerin oluşmasından 2-4 gün arası ve takip eden 4 gün boyunca bulaşıcı olduğu kabul edilir.

Doktorunuz kızamık geçiren çocuğu rahatlatmak için ateş düşürücü ve vitamin takviyesi tavsiye edebilir. İlaçlar dışında kızamıkta yatak istirahati ve bol sıvı tüketilmesi önemlidir. Bu gibi basit önlemler kızamık nedeniyle oluşabilecek daha ciddi hastalıkların engellenmesine yardımcı olacaktır.

Kaynak

http://www.doktorumonline.net/mid/disorders/c/5/id/137/Kizamik.htm

http://www.medikalsozluk.com/haberler/haber.asp?hbr=152

Sağlık Bakanlığı, 20.05.2011

http://www.medikalsozluk.com/cocuk/cocuk.asp

http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/cckhstlklr/kizamik.asp

Dr. Nilüfer Toprakçı

http://www.emedicinehealth.com/measles/article_em.htm

Medical Author:

Mary Nettleman, MD, MS, MACP

Medical Editor:

Melissa Conrad Stöppler, MD, Chief Medical Editor

Kızamıkçık

Kızamıkçık, “Alman kızamığı” olarak da bilinen virütik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Hava yolu ve temasla kişiden kişiye geçen kızamıkçığın belirtileri kızamığa benzemekle birlikte, bu hastalığa göre daha hafif seyrettiği söylenebilir. Kızamıkçık, çocuklarda görüldüğünde çok ciddi sonuçlar yaratmayan bir hastalıktır ve en sık olarak kış sonu ve ilkbahar aylarında görülür.

Kızamıkçık hastalığının en tehlikeli olduğu grup hamile kadınlardır. Hamileliğin ilk 4 ayında kızamıkçığa yakalanan kadınlarda hastalık, %20 ihtimalle bebeğe zarar verir. Anne karnında kızamıkçık virüsünü kapan bebeklerin %95’inde duyma ya da görme sorunları, kalple ilgili sorunlar veya zekâ geriliği gibi, doğumdan itibaren ortaya çıkan sakatlıklar görülmektedir.

Kızamıkçık geçiren hamile kadınlar, hastalığa gebeliklerinin ne kadar erken safhasında yakalanırsa, bebek için tehlikesi o kadar fazladır.

Kızamıkçık hastalığına karşı etkili korunmanın yolu aşı yaptırılmasıdır. Bu aşı kızamık, kızamıkçık ve kabakulak hastalıklarının hepsine karşı koruyucu olan ve 2 dozdan oluşan bir aşıdır. Günümüzde düzenli bakımı yapılan çocukların neredeyse hepsi bu aşıyı olduklarından, son yıllarda bu hastalıkların görülmesinde ciddi bir azalma olmuştur. KKK olarak de bilinen bu aşının başarı oranı çok yüksektir. Aşılanan çocuklardan çok azı kızamık, kızamıkçık veya kabakulak hastalığını geçirmektedir.

Nasıl baş gösterir?

Kızamıkçık, hafif bir nezle gibi ortaya çıkabilir. Kızamıkçık olan çocukta hafif ateş ve boğaz ağrısı görülebilir. Fakat kızamıkçığın ayırıcı özelliği, yüzden başlayıp vücudun diğer bölgelerine yayılan soluk kırmızı renkli döküntülü lekelerdir. Bazı vakalarda bu belirtilerle birlikte kulak arkası ve ensedeki lenf bezlerinde şişme meydana gelebilir. Nadiren ve daha çok yetişkinlerde olmak üzere kızamıkçık hastalığı, eklemlerde ağrı, şişlik veya sertliğe neden olabilir.

Hastalığa eşlik eden hafif ateş 24 saat kadar devam eder. Kızamıkçık yaklaşık 2-3 gün sürer. Bu süreden sonra döküntüler kaybolur, hastalığın belirtileri kendiliğinden geçer. Virüs kaynaklı bir hastalık olduğu için belli bir tedavisi yoktur. Diğer virütik hastalıklarda olduğu gibi kızamıkçık hastalığında da belirtilerin hafifletilmesi için doktorunuz ateş düşürücü gibi ilaçlar tavsiye edebilir.

Anneler ne yapmalı?

Kızamıkçık bulaşıcı bir hastalık olduğundan, bu hastalığı geçirmekte olan çocuğunuzu yuva veya ilkokuldan ve hastalığı geçirmemiş yetişkinlerden (özellikle hamile kadınlardan) uzak tutmanız gerekir. Bu dönemde, çocuğunuz bol bol dinlenmeli ve sıvı gıdalarla beslenmelidir.

Kaynak

http://www.medikalsozluk.com/cocuk/cocuk.asp

http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/cckhstlklr/kizamikcik.asp

Dr. Nilüfer Toprakçı

http://www.cdc.gov/vaccines/vpd-vac/rubella/in-short-adult.htm

http://www.hastaliktavesaglikta.com/kizamik,-kabakulak,-kizamikcik-ve-asilari.html

Yazar: Dr. Pınar AKAN

Kızıl

Kızıl bulaşıcı, ateşli ve döküntülü bir çocukluk dönemi hastalığıdır. Boğaz ağrısı, tahriş ve iltihaplanmasına yol açan bakterinin belli türlerinin ürettiği toksin kızıla neden olur. Kızıl, bakteryel ve enfeksiyonla ilgili bir hastalık olduğundan, benzer ateşli ve döküntülü çocukluk dönemi hastalıklarından farklı olmak üzere antibiyotik tedavisi gerektirir.

Kızıl, hastalığı geçiren çocukla yakın temas hastalığın bulaşma riskini artırır. Ayrıca, aynı bardak veya çatal, kaşığın kullanılmasıyla diğer çocuklara bulaşır. Antibiyotik tedavisine başlandıktan sonraki 3 gün hastalık bulaşıcı olmaya devam eder. Bu süreden sonra çoğunlukla bulaşıcılığını yitirir. Tedavi edilmeyen kızıl hastalığının ise 10 günden 3 haftaya kadar bulaşıcılığı devam eder. Kızıl hastalığına neden olan bakteri her çocukta döküntü yapmayabilir. Bakteriyi kapan çocukların bazıları sadece boğaz iltihabıyla hastalığı atlatabilir.

Nasıl baş gösterir?

Kızıl hastalığı boğaz ağrısı ve ateşle kendini gösterir. Bu belirtilerle birlikte çocukta başağrısı, karın ağrısı ve mide bulantısından şikâyet edebilir. Bakteri alındıktan sonra, bir kaç gün içinde vücutta döküntü görülmeye başlar.

Döküntü genele baş ve ense bölgesinde başlayıp vücuda yayılır. Özellikle kasık ve koltuk altı bölgesinde yoğunlaşır. Kızılda görülen döküntü, kaşıntılı ve pütürlü sert bir döküntüdür. Döküntüyle birlikte, çocuğun dili çileğe benzer beyaz veya kırmızı kabartılarla kaplanır.

Kızılın belirtileri gözle görülür olduğundan, hastalığın fark edilmesi kolaydır. Ancak yine de kesin tanıyı uzman bir doktor koymalıdır. Kızıl hastalığı geçirdiğinden şüphenilinen çocuğun boğazından alınan kültürde hastalığa neden olan bakteriye rastlanması, kesin tanı koyulması demektir.

Anneler ne yapmalı?

Başka sebeplerle oluşan boğaz ağrısı ve tahrişinde olduğu gibi kızıl hastalığı geçiren çocuğunuz yutkunurken ve yemek yerken acı hissedecektir. Bu nedenle ona sıvı ve kolay yutabileceği besinler vermeniz gerekir. Ayrıca ılık tuzlu suyla gargara yaptırmak ya da doktorunuzun tavsiye edeceği medikal gargaralar ya da spreyler çocuğunuzun boğazını rahatlatacaktır.

Kızıl bulaşıcı bir hastalık olduğundan, hastalığın özellikle ilk haftası boyunca çocuğun başka çocuklarla yakın teması, yemek araçlarını paylaşması engellenmelidir. Antibiyotik tedavisine başlandıktan sonraki 5 gün çocuğu okuldan uzak tutmak yerinde bir karar olur.

Kaynak

http://www.netdoctor.co.uk/diseases/facts/childrensdiseases.htm

References

Institute for Child Health, Great Ormond Street Hospital for Children NHS Trust.

Department of Health (2005). Guidance on infection control in schools and nurseries.

Based on a text by Dr Carl J Brandt

Dr Carl J Brandt, qualified in Medicine at Odense University, and carried out his postgraduate training in Faaborg, and his surgical residency in Glamsbjerg. After several years as Senior House Officer at the Odense University Hospital in the department of Medical Gastroenterology, he moved to the department of Clinical Biochemistry. During his time as a PhD research fellow at Odense University he worked on the smoker's lung project and the subsequent paper was published in The Lancet.

Krup

Özellikle 6 ay - 3 yaş arası çocuklarda sonbahar sonu, kış ve bahar aylarında görülen, virüslerin yol açtığı bir alt solunum yolu enfeksiyonudur. Hastanın öksürmesi ve/veya hapşırması ile saçılan salgılar ile bulaşır.
Genellikle gece, yatar durumda aniden başlayan solunum sıkıntısı, kaba bir öksürük ile uykudan uyandırır. Hastanın soluk alması sırasında tipik bir hırlama sesi duyulur. Gündüz sorun yaşamayan çocuklar genellikle gece uykusunda öksürmeye başlar.

Küçük çocuklarda havayolları dar olduğundan solunum sıkıntısı görülür. Büyük çocuklarda virüs sadece soğuk algınlığına neden olur.

Viral bir hastalık olduğundan tedavisi yoktur. Soğuk buhar solutularak solunum sıkıntısı hafifletilebilir. Bol ılık sıvı besin verilmelidir. Gece serin havanın solunması da sıkıntıları hafifletir. Sakin kalındığı sürece öksürük daha az görülür. Ağlamak ve heyecanlanmak solunum sıkıntısını arttırır. El yıkama alışkanlığı, hastalığın yayılmasını ve tekrarını önler.

Kulak Enfeksiyonu

Kulak enfeksiyonlarına çocukluk yaşlarında çok sık karşılaşılır. 2 yaşından önce çocukların çoğu en az bir kere kulak enfeksiyonu geçirir. Bu enfeksiyonlar ağrıya ve ateşe sebep olabilir.

“Enfeksiyon” tıpta genel olarak, bir virüsün vücutta problem yaratması anlamına gelir. Elbette bu virüsler kulağa da yerleşebilir. Kulak enfeksiyonları kulağın üç bölgesi olan iç, dış ve orta kulakta oluşabilir. En sık görülen orta kulak iltihabı, kulak zarının arkasındaki hava boşluğunda gerçekleşir. Bu kısma zararlı bakteriler girdiği zaman kulakta akıntı oluşabilir. Bu akıntıların içerisinde bakterilerle savaşan hücreler bulunur. Akıntı arttığı zaman olukça rahatsız edici bir durum söz konusu olabilir.

Orta kulakla boğaz arasında östaki borusu denilen bir kanal vardır. Orta kulaktan hava alışverişi sırasında bu boru baskıyı üstlenir. 3 yaş civarındaki çocuklarda bu boru küçüktür ve bakterileri dışarıda tutmak için yeterli değildir. Onların bu kadar çok hasta olma sebebi budur. Alerji veya soğuk algınlığı durumunda östaki borusu kapanır ve orta kulakta hapsolur. Bu bakteriler biriktikçe kulakta enfeksiyona yol açar.

Belirtileri nelerdir?

Kulak enfeksiyonuna yakalanmış çocuklarda duyma güçlüğü, ateş ve kulak ağrısı görülür. Bu enfeksiyona sahip çocuklar, başlarında patlamaya yakın bir balon varmış gibi hissettiklerini söyleyerek durumu tasvir edebilirler. Mide bulantısı, kulakta çınlama en sık görülen belirtilerdendir.

Anneler ne yapmalı?

Soğuk algınlığı ve grip hastalığı geçiren kişilerden çocuğunuzu uzak tutmak en önemli korunma yöntemidir. Özellikle 5-6 yaşlarındaki çocukların her hareketini kontrol altında tutmak güç olabilir. Bu yüzden sürekli ellerini yıkamasını hatırlatmalısınız. Oynarken ellerini kulaklarına ve burnuna götürmemeye alışmalıdır. Sigara dumanından çocuklarımızı her şekilde uzak tutmak gerektiğini artık biliyoruz. Sigara dumanı, östaki borusunun aktivitesini sınırlayabilir.

Antibiyotikler bilinçsizce kullanıldığında çok tehlikedirler. Bu yüzden doktor reçetesi olmadan antibiyotiklere başlamamak gerekir. Hastalığın başlangıç aşamasında farkına varılması, sonrasında kullanılan ilaçların etkisini artıracaktır.

Kaynaklar:

http://kidshealth.org/kid/ill_injure/sick/ear_infection.html
Reviewed by: Steven Dowshen, MD
Chief Medical Editor, KidsHealth
Nemours Center for Children's Health Media
Pediatric Endocrinologist
Division of Endocrinology
Alfred I. duPont Hospital for Children
Wilmington, DE
http://www.emedicinehealth.com/wilderness_ear_infection/page2_em.htm#Ear Infection Symptoms
Medical Author:
John P. Cunha, DO, FACOEP 
John P. Cunha, DO, is a U.S. board-certified Emergency Medicine Physician.
Medical Editor:
Melissa Conrad Stöppler, MD, Chief Medical Editor
Melissa Conrad Stöppler, MD, is a U.S. board-certified Anatomic Pathologist with subspecialty training in the fields of Experimental and Molecular Pathology. 

Kusma ve İshal

Kusma ve ishal bütün yaş gruplarındaki çocuklarda oldukça fazla yaşanan rahatsızlıklar arasında yer alır. Aynı zamanda başladığı gibi kusma sonrası ishal durumu da görülebilir. Kusma ve ishalin pek çok sebebi olabilir, fakat kusma sebebi daha çok sindirim sistemine bulaşan bir virüs ya da tüketilen gıdalardır.

İshalin sebepleri arasında ise tüketilen gıdalar, enfeksiyon ya da antibiyotik kullanımı yer alır.

Kusma, ebeveynleri en fazla telaşlandıran belirtilerdendir. Yaşanan telaş ve panikle bazı hatalar yapılabilir. Çocuğun susuz kalacağından endişelenerek hızlıca sıvı almasını sağlamak önemli bir hatadır. Bunun yerine kusan çocuklara daha yavaş sıvı içirilmesi gerekir. Bu şekilde sıvının sindirim sistemi tarafından emilmesi kolaylaştırılır.

Kusma sonrası, çocuklar yemek yedirmek için zorlanmamalı… Eğer önemli bir sebebi yoksa kusma yaklaşık 12 saatte bitecek ve çocukların da rahatsızlık durumu geçecektir. Kusan çocuklara sıvı olarak su veya doktorunuzun tavsiye edeceği şeker-tuz karışımı içirilebilir. Kusma azaldıkça daha sık aralıklarla sıvı almasını sağlayabilirsiniz. Fakat çocuğunuzun sıvı kaybını telafi edemediğinizi düşünüyor ve endişeleniyorsanız hızla bir doktora başvurmalısınız.

Sindirim sistemi virüsleri ilk olarak kusmaya daha sonra da ishale sebep olurlar. Tıpkı kusmada olduğu gibi ishal durumunda da çocuklardaki sıvı kaybını telafi etmek oldukça önemlidir. Şayet çocuklardaki sıvı kaybını, içirdiğiniz sıvılarla karşılayabiliyorsanız, ne kadar tuvaletini yapsa da problem olmayacaktır.

Kusmada olduğu gibi ishal durumunda da aileler hata yapabilir. Örneğin asidi geçmiş asitli sıvılar çocuklara verilmemelidir çünkü bu sıvılar kafein bakımından zengindir ve kafein bağırsakların daha hızlı çalışmasına neden olur.

Çocuk yemek yemek isterse, bağırsak hareketlerini çabuklaştırmayacak yiyecekler verilebilir. Bu besinlerden öncelikli olanı yoğurttur. Yoğurdun ishal rahatsızlığını önemli oranda geçirdiği bilimsel olarak ispat edilmiştir. Aynı şekilde pirincin suyu tutan yapısında dolayı yapacağınız pirinç çorbası, pirinç suyu veya yağsız pirinç pilavı çocuğunuzdaki ishali önemli oranda azaltır. Bu yiyecekler dışında ishal olan çocuklara patates ya da muz, şeftali, elma gibi meyveler verilebilir. Ancak şeftali ve elmanın kabuklarının soyulmuş olması gerekir. Portakal gibi asidi bol olan meyveler, şeker ve çok yağlı besinler bu dönemde tercih edilmemelidir.

Eğer ishal olan anne sütü ile beslenen bir bebekse, emmeyi devam ettirmek yarar sağlayacaktır. Bu şekilde ishali daha rahat ve çabuk atlatacaktır.

Doktorunuz kusma ve ishal durdurucu ilaçları tavsiye etmeyebilir. Bunun sebebi kusma ve ishali, rahatsızlık veren maddelerin dışarı atılması için yararlı bulmaları olabilir.

Kaynaklar

http://www.hastane.com.tr/saglik/ishal-durumunda-cocugun-beslenmesi.html
Diyetisyen Gizem Tutar
http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/cckhstlklr/kusma.asp
Dr. Nilüfer Toprakçı
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Kuş Palazı (Difteri)

Halk arasında kuşpalazı olarak da bilinen difteri, bakteri kaynaklı bir solunum yolu enfeksiyonu hastalığıdır. Oldukça bulaşıcı olan difteri öksürme, hapşırma veya gülme yoluyla havaya karışan mikroplarla başkalarına geçer. Difteri daha çok boğazı ve burnu etkiler. 5 yaşının altındaki çocuklar ve 60 yaşının üzerindeki yaşlılar difteri hastalığının bulaşması açısından en riskli gruplardır.

1923 yılında geliştirilen difteri aşısının yaygın olarak uygulanmaya başlamasıyla hastalık neredeyse tamamen yok olmuştur. Difteri aşısı, bebeklere doğumdan sonra ilk 6 içerisinde uygulanan 3 ana doz ve ileriki yaşlarda uygulanan en az 3 destekleyici dozdan oluşur.

1993 - 1994 yılları arasında Sovyetler’den ayrılan Rusya, Ukrayna, Azerbeycan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Moldova, Tacikistan, Özbekistan gibi ülkelerde difteri salgınları görülmüştür. Bu gibi yakın dönem vakalar, dünyada difteri hastalığının tekrar gündeme gelmesine neden olmuştur.

Ülkemizde difterinin hemen hemen hiç görülmediğini söylemek mümkün… Yine de hijyen standartlarının gelişmemiş olduğu yerlerde, iyi beslenemeyen kişilerde ve gerekli aşıları yaptırmamış kişilerde difteri görülme olasılığı vardır.

Nasıl baş gösterir?

Difteri hastalığı boğaz ağrısı veya şişliği ve hafif ateşle başlar. Başlangıcında boğaz ağrısına neden olan daha basit hastalıklarla karıştırılabilir. Zamanla difteriye neden olan bakterinin salgıladığı toksinler burunda, boğazda ya da soluk yolunda gözle görülür bir tabaka oluşmasına neden olur. Bu tabaka gri-siyah renktedir ve tüylü bir görünüme sahiptir. Nefes almada ya da yutkunmada güçlüğe neden olabilir. Difterinin boğaz ağrısı yapan diğer hastalıklardan ayrılmasını sağlayan bu tabakadır.

Difteri hastalığına sebep olan enfeksiyon ilerledikçe hasta solunumda ve yutkunmada güçlük çeker. Hasta, çift görmekten şikâyet edebilir. Konuşmasında bozulmalar görülebilir ve hatta şok geçiriyor gibi belirtiler gösterebilir.

Enfeksiyonun boğaz bölgesinden vücudun başka yerlerine ilerlediği ağır vakalarda toksinler kan yoluyla başka organlara sıçrayabilir ve hayatı tehdit eder sorunlara neden olabilirler. Bu sorunların başında kalp ve karaciğer rahatsızlıkları gelir. Difteriye neden olan bakterinin toksinleri kalbin kan pompalama becerisini ya da böbreklerin atıklardan kurtulma görevini olumsuz yönde etkileyebilir. Aynı zamanda felçle sonuçlanabilecek sinir sistemi hasarlarına da yol açabilir. Difteri tedavi edilmediğinde, hastaların yarıya yakınının ölümüyle sonuçlanan ciddi bir hastalıktır.

Difteri geçiren çocuklar ve yetişkinler hastanede tedavi edilir. Kesin tanı, boğazdan alınan kültürde difteriye neden olan bakterinin görülmesiyle konur. Tedavi, vücuttaki toksini etkisiz hale getiren antitoksinin iğne veya serum yoluyla verilmesinden ve bakterilerin öldürülmesi için uygulanan antibiyotik tedavisinden oluşur. Difteriden iyileşen kişilerin de difteri aşısı olması gerekir, çünkü bir kere difteri geçirmek hastalığa karşı hayat boyu bağışıklık kazanılmasını sağlamaz.

Anneler ne yapmalı?

Difteri hastalığını geçiren çocuk başka kişilerden uzak tutulmalı. Özellikle ailenin aşılanmamış, küçük yaştaki veya yaşlı bireyleri hasta çocuğa yaklaşmamalı.

Difteride erken teşhis, zamanında gerçekleştirilen uygun hastane tedavisi ve bakımı çok önemlidir. Bu şartların sağlandığında çoğu hasta tamamen iyileşir. Antitoksin ve antibiyotiklerin etkisini göstermesinden sonra, tam iyileşme için hastanın 4 ile 6 hafta arası yatak istirahatına ihtiyacı vardır.

Kaynak

http://www.doktorumonline.net/mid/disorders/c/5/id/133/Difteri_Kuspalazi.htm

http://www.cdc.gov/vaccines/vpd-vac/diphtheria/in-short-both.htm

http://kidshealth.org/parent/infections/lung/diphtheria.html
Reviewed by: Joel Klein, MD

Lösemi

Lösemi, başta akyuvarlar olmak üzere, kandaki hücrelerin normale göre fazla çoğalması ile oluşan bir çeşit kanserdir. Fazla sayıda olgunlaşmamış hücrelerin, normal ilik hücrelerinin yerini alması sonucu iliklerde bir çeşit hasar oluşur. Bu hasar sebebiyle kan pıhtılaşmasında önemi bulunan platetler ve savunmadaki önemiyle bilinen lökositlerin sayısı azalması gözlenir. Bu durum, lösemi hastalarında kanamaların ve zedelenmelerin sık görülmesine, hastaların kolay enfeksiyon kapmasına sebep olur. Hasta çocukların savunma, korunma mekanizmaları çöker. Bir sonraki aşamalarda lösemi, nefes darlığına sebep olabilir.

Lösemi, kan üretim sistemini tesiri olan bir kanser türüdür. Bu kanserler, akut ve kronik olarak iki farklı şekilde sınıflandırılır. Tümörlerin yayılım ve gelişim hızlarına göre de ayrı bir lösemi sınıflandırması yapılır. Genelde akut lösemiler çocuklarda, kronik lösemiler yetişkinlerde görülür. Kesin sebepleri bilinmese de genetik ve çevresel faktörlerin, löseminin oluşmasında önemli olduğu bilinir.

Nasıl baş gösterir?

Sürekli ilerleyen hastalığın belirtileri, anormal hücrelerin, kan üreten organlarda sağlıklı hücrelerin üretimini engellemesi şeklinde görülür. Sağlıklı alyuvarların yapımındaki düşüşle kansızlık, sağlıklı akyuvarların üretimindeki düşüşle enfeksiyona yatkınlık hali kendini belli eder. Kan pulcukları, yani trombositlerin eksikliği de burun, diş eti gibi kanamalara yol açar. Ciltte sık sık çürükler oluşur, kanamalar zor durdurulur. Hızlı bir hücre üretimi ve yıkımı, çocuğun kilo kaybetmesine, terlemesine de neden olabilir. Hastalarda çoğunlukla dalak büyür, karında şişlik hissedilir. Erken dönemlerde, şikâyetler nezle ve diğer sık görülen hastalıkların belirtilerine benzediği için gözden kaçabilir.

Anneler ne yapmalı?

Sebepler kesin olarak saptanamadığı için sebebe dayalı tedavi günümüzde yapılamıyor. Fakat son yıllarda bu konuda önemli adımlar atılıyor. Günümüzde uygulanan tedavide, habis hücreler yok edilmeye çalışılıyor. Tedaviler, hastalığın tipine ve safhasına göre şekilleniyor. Hastalarda kemik iliği nakli, şua tedavisi, kanser ilaçları uygulaması, bağışıklama gibi çeşitli yöntemler uygulanıyor. Annelerin güvendikleri bir hekimle, uzun bir tedavi sürecine kendilerini hazırlamaları gerekiyor.

Kaynaklar

http://www.doktorumonline.net/mid/disorders/c/5/id/138/Losemi_Kan_kanseri.htm

http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/cckhstlklr/losemi.asp

Dr. Nilüfer Toprakçı

http://www.nlm.nih.gov/medlineplus/childhoodleukemia.html

A service of the U.S. National Library of Medicine  National Institutes of Health

http://www.lpch.org/DiseaseHealthInfo/HealthLibrary/oncology/leukemia.html

http://www.chop.edu/service/oncology/cancers-explained/leukemia-diagnosis-and-treatment.html

Reviewed by: Beverly J. Lange, MD, The Children's Hospital of Philadelphia

Menenjit

Menenjit, beynin etrafındaki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan ciddi bir hastalıktır. Menejite sebep olan birden fazla bakteri ve virüs vardır. Menenjit çoğunlukla kan zehirlenmesiyle alakalıdır ve bu da son derece ciddi bir hastalıktır.

En çok görülen menenjit çeşidi virütik olandır ve bakteriyel menenjitten daha hafif bir hastalıktır. Fakat ister virüs, ister bakteri kaynaklı olsun, menenjit ciddi sonuçları olan bir hastalıktır. Erken teşhis ve tedavi, menenjitte hayati önem taşır. Tedavi edilmeyen veya tedavi için geç kalınan menenjit vakaları işitme kaybı, görme kaybı, beyin hasarı ve ölüme kadar varan sonuçlar doğurabilir.

Menenjit vakalarının %95’i 5 yaşından küçük çocuklarda görülür. Aslında menenjite neden olan bakteriler vücudumuzda (burun ve boğazda), özellikle ergen ve genç yetişkinlerde doğal olarak bulunan ve normalde bir rahatsızlığa yol açmayan bakterilerdir. Az sayıdaki kişide bu bakteriler bağışıklık sistemine saldırıp menenjite yol açar. Menenjite yol açan başka bakteri veya virüs türleri de mevcuttur. Bunlar solunum yolu veya dokunmayla vücuda alınırlar.

Menenjiti tehlikeli yapan en önemli sebep, hastalığın çok hızlı bir şekilde gelişmesidir. Menenjite yakalanan çocuk ya da yetişkin bir an, hiç bir sorun yokken bir kaç saat içerisinde son derece hasta olabilir. İkinci bir sebep ise menenjitin belirtilerini, başka, daha az tehlikeli enfeksiyonlardan ayırmanın zor olmasıdır.

Nasıl baş gösterir?

Menenjitin klasik belirtileri ateş, şiddetli başağrısı, halsizlik, iştahsızlık, ensede sertlik veya ağrı, bulantı, kusma, kas veya eklem ağrısı, parlak ışıktan rahatsız olma, uyuşukluk, uyku hali ya da bilinç bulanıklığı, havale, bilinç kaybı ve koma sayılabilir.

Bebeklerde menenjitin fark edilmesi daha zordur. Menenjit olan bebeklerde en sık görülen belirtiler arasında beslenmeyi reddetme, tiz, acı acı ve kucağa almayla avutulamayan ağlama, uzuvlarda soğukluk, kaslarda sertlik ya da fark edilir zayıflık ve yumuşaklık, vücutta kontrolsüz hareketler veya kafadaki bıngıldağın normalden daha bombeli olması yer alır.

Başlangıçta menenjit belirtileri, üst solunum yolu ya da bağırsak enfeksiyonu belirtilerini taklit edebilir. Bu belirtiler bir kaç gün sürer ve saha sonra çocuğun durumu ağırlaşır, diğer belirtiler kendini göstermeye başlar. Ağır menenjit kan zehirlenmesiyle birlikte görülebilir. Kan zehirlenmesinde vücutta kırmızı ya da morumsu isilik oluşur. Vücuttaki bu lekeler, benzer kızarıklıkların aksine, parmakla üzerlerine bastırıldığında kaybolmaz. Çocuğun veya bebeğin cildine berrak cam bir bardak bastırılarak bu durum test edilebilir.

Menenjit başka enfeksiyonlara benzer belirtiler gösterdiğinden fark edilmesi zor olabilir. Bebekte veya çocukta menenjitten şüphelenildiğinde acilen doktora başvurulması gerekir. Kesin tanı, bir dizi kan testi ya da beyin omurilik sıvısından alınan örneğin incelenmesiyle konur. Omurilik sıvısı örneği, sırtın aşağı kısmından bir iğne yoluyla alınır. Bu kulağa acı verici bir uygulama gibi gelse de vücudun bu kısmında sinir hücresi olmadığından bebeğin veya çocuğun canı yanmaz.

Testler sonucunda menenjit teşhisi konulursa, hastalığın bakteriyel mi, yoksa virütik mi olduğu da tespit edilecektir. Bakteriyel menenjitte vakit kaybetmeden antibiyotik tedavisine başlanır. Çocuğun hastanede gözlem altında tutulması olasıdır. Bazı durumlarda hasta çocukla temasta olan kişilere de koruyucu ilaç tedavisi uygulanabilir.

Eğer menenjitin kaynağı virüsse tedavide antibiyotiklere başvurulmaz. Hastalığın belirtilerini hafifletmek üzere ateş düşürücü, ağrı kesici gibi ilaçlar verilebilir.

Doğru tedavi uygulandığında, çoğu çocuk menenjitten bir hasara maruz kalmadan iyileşir. Ancak iyileşme süreci zaman alabilir ve duygusal ya da psikolojik sorunlar yaşanabilir. Bazı durumlarda, tamamen iyileşen çocuklar hafif bir öğrenme zorluğu yaşayabilir ve okulda yardıma ihtiyaç duyabilirler.

Ağır menenjit veya kan zehirlenmesi vakaları çocukta kalıcı hasara yol açabilir. Tam iyileşmenin sağlanamadığı durumlarda menenjit, duyma kaybı, körlük, öğrenme bozuklukları, davranışsal problemler, sara hastalığı (epilepsi), hareket ve koordinasyon problemleri, deride yara izleri, ampütasyon (vücudun bir uzvunun kesilerek alınması), kemik ve eklemlerde hasar ve böbrek yetmezliğine neden olabilir.

Anneler ne yapmalı?

Hijyene önem vermek ve çocuklara küçük yaştan itibaren hijyene dikkat etmenin aşılanması birçok başka hastalık için olduğu gibi menenjitin önlenmesinde de önemlidir. Sık sık el yıkamak, hastalığa neden olan birçok mikrobun vücudumuza ulaşmasına büyük ölçüde engel olur. Bu sebeple küçük yaşlardan itibaren çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırmak gerekir.

Anne sütünün faydalarının saymakla bitmeyeceği bilinen bir gerçek… Yine birçok başka hastalık için olduğu gibi, anne sütüyle beslenmiş çocukların ve bebeklerin menenjitten korunduğu biliniyor.

Menenjite sebep olan bazı bakteri ve virüslere karşı geliştirilmiş aşılar bulunuyor. Bu aşılar gayet başarılı sonuçlar veriyor. Ancak maalesef menenjite neden olan birden fazla virüs ve bakteri olduğundan, aşıyla menenjitten korunmanın kesin bir çözüm olduğu söylenemez. Halen hastalığa neden olan birçok bakteri ve virüs için bir ne yazık ki bir aşı geliştirilemedi.

Kaynak

http://www.sagliklicocuk.com/sc01/crklr/file/cckhstlklr/menenjit.asp

Dr. Nilüfer Toprakçı

http://www.netdoctor.co.uk/diseases/facts/meningitis.htm

Written by Dr Gillian Rice, GP

References

Thompson MJ, Ninis N, Perera R, et al. Clinical recognition of meningococcal disease in children and adolescents. Lancet 2006; 367:(9508)397-403.

Peltola H. Worldwide Haemophilus influenzae type b disease at the beginning of the 21st century: global analysis of the disease burden 25 years after the use of the polysaccharide vaccine and a decade after the advent of conjugates" Clinical Microbiology Reviews 2000;13(2): 302–17.

Logan SA, MacMahon E. Viral meningitis. BMJ (clinical research ed.) 2008; 336(7634); 36-40.

Segal S, Pollard AJ. Vaccines against bacterial meningitis. Brit Med Bull 2004;72: 65-81.

Report of the Director of Immunisation, April 2009, p.17.

http://www.netdoctor.co.uk/childrenshealth/secondopinion/meningitis.htm

Written by Dr Hilary Jones, GP

Nezle - Rinit - Rinofarenjit

Nezle, Rinit nedir?

Halk arasında nezle olarak bilinen hastalığa tıpta “rinit” denir. Burun akıntısı açık renkte başlar, sonradan koyulaşır. Çocuklarda ateş çok yükselmez, genel durumu kötüleşmez. Küçük yaştaki bebeklerde burun tıkanıklığı, yemek yerken ve uyurken zorlanmaya sebebiyet verebilir, fakat sonuç olarak nezle için basit bir hastalık denebilir.

Rinofaranjit nedir?

Rinofaranjit, burun arkası ve larenks diye bilinen bölgeye yayılan nezle türüdür. Rinofaranjit sırasında, çoğu kez ateş yükselebilir. Ateş yükselmesi ani gerçekleştiğinde havaleye sebebiyet verebilir. Öksürük, iştahsızlık ve ishal en sık görülen belirtilerindendir.

Tekrarlayan Rinofarenjitler - Kronik Rinit 

Sürekli burun akıntısı durumunda kronik rinitten söz edilir. Bu tekrarlar bebeklerde büyük sorunlara sebep olabilir. Bebekler oluşabilecek komplikasyonlara açıktır. Sürekli burunları tıkalıdır ve öksürürler. Bu durum büyümelerini kötü yönde etkiler. Bu tekrarların sebepleri şunlar olabilir: 

Burun akıntısı sürekli tekrar ediyorsa kronik rinit söz konusu olabilir. Özellikle bebeklerde bu durum büyük sorun yaratabilir. Oluşacak komplikasyonlara bebeğin vücudu hazırdır. Hastanın burnu sürekli tıkalı haldedir, öksürük de görülebilir. Bu durum bebeklerin büyümelerini olumsuz yönde etkiler. Hastalığın kronik bir hale gelmesinin nedenleri şunlardan biri veya birkaçı olabilir: Çocuğun alerjik yapısı, vücudundaki demir, D vitamini eksikliği, tekrarlayan sinüzit, bağışıklık eksikliği, sürekli beslenme bozukluğu, çeşitli doğumsal hastalıklar.

Kronikleşen rinofarenjitler çocuğun ya da bebeğin üst solunum yollarının, çevreden kapılabilecek virus saldırılarına karşı bağışıklık kazanmasında rolü olan “alışma hastalıkları” olarak da ele alınabilir. Çoğunlukla 6-7 yaşında bu durum son bulur.

Anneler ne yapabilir?

Rinitin ve Rinofaranjitin tedavisi basittir. Genelde burun serum fizyolojikle temizlenir. Serumun yanı sıra ateş düşürücü ilaçlar da doktor tarafından uygun görülebilir. Hastalık birkaç günde atlatılır. Tedavi için sabırlı olmanız gerekir. Altında yatan başka bir hastalık olup olmadığını da araştırmalısınız. Çocuğunuz çok sık kulak yolu iltihabına yakalanıyorsa, burun etlerinin alınması gerekli görülebilir.

Çocuğunuz için güneşli ve kuru iklimlerde vakit geçirmek de yararlı olacaktır. Kısa süreli ateşlenme durumlarında, ıslak bir bezle çocuğunuzun ellerini ve yüzünü silebilirsiniz. Ateşlenme hali uzun süre devam ediyorsa doktora başvurmayı ihmal etmeyin. İştahsızlık durumunda çocuğunuzu kolay yutulabilen gıdalarla beslemeyi unutmayın.

Kaynak:

http://www.doktorumonline.net/mid/disorders/c/5/id/139/Nezle_Rinit_Rinofarenjit_.htm

UZMAN VİDEOLARI